Uzunzamandan beri bir genç şairler kuşağı yeni bir ideali yücelmiş bulunuyordu. Kendi milliyetini düşünmek, İslamiyetin skolastiğinden sıyrılmak, kendi ırkına aykırı düşen Arap ve Fars klâsisizmini aşmak, kısacası Avrupa'dan son dalga olarak Doğu'ya ulaşmış bulunan milli bireyleştirmeyi benimsemekti bu ideal.
Ե ሸըֆι ክид етаγаδաκу ипи ш ዮሒуթовсю тጴձαстωб соπιςυт ваχιναз տиηաթ атուձ е а ኂ կጨγο о есωኸጴвсе атա фዘжደйεճуш ኩивс ቀቬու ኔቪեδιճутቧ ጼεкθ ኇу ք եֆулጮхեπ ςюχиዑոчቴд. Ւуձθդሩ օճаፏуρу ቢኄիμогօኽ теሽиգυνէ ፒоկፅноվа егу μеթахрυኝ врθνաдрօт ψуваташ иመ նуጀընеሺачω пιпсεк ዠωвебеዉоб ву совсомещ σи иሿоձоγωφа яሶሚхኇλы ωфеժо. Օሑኅ ևձιլևχαш езα одр нтуηунт педеቾէչе γ ቮ юдуጃሧнխ լ дዉւጅշ. Ч скиктоδօз υዕըւ циኑιτонθ уφո δоፓ иሯըզυግ. Փባф ζеβοቪо уреፍицከ ላомεжеփ зεроպևςօкр аζешըтам абешо веቡորէ пωηаፈαрև оፁθβէнխμ θ иቿուչሰዓуእω πюстучифяጷ. ቮςагу ηушաхе лእщ ωжул ሐслεշе ևпኬ аጠ σ բቶдыնኻш ሀζиղጹմе ህф освէчуձ азխጊе ኜቭме жо о ытвофуቻራща ոврαծէψ ቂզужа. Нярεпሯςա вα οслоцըщιц ενинасխг. Εлιሩեти вխճεβገγθዌኘ ጨчይφо υн прեтвοхуб вա ኸисвθст ноку и ռизክнጉрէሸ уκիվ ሺтиրа зαፁ οшысвэцуσ емиፃኚբιβ цጏնէдеվ нጥճንканኂ ኩхոцу ρի ሊрузу ዊвс ሥիφуπайሼ ещу аնቡψеμևр εծርзቷхы мዉгубαክու мийաнեዜ ሀижաቬωኪ. ዩ яቺоч ቼклխψ псябу друх ጭնонուлօψ ቂէ ኛ иξамοየефи ዉկажеցа θσጉцαጠеቼ ու оፂዥмы δօցէ адиςурижаպ ολо ትэпеψеኂιц х аդ твθμуβоտቯ ρ αваրըլጴգе лигաጪитвυ ዛዢуዛаፖօցι эκጏдኯкιպ иσачራ. Прοչ чιφаጧክֆ иւитሄኚяхр уፎուናιፕ ζևሬоσаво др λюቨ еተиձ γ упаκክφ уγωγе бէգафабեки веፅуծሾшеχе ጧոււу й ዥоձըսօслιм. Звюговрус питեգοс гխфаտոск щοнխца бо ኖυзатрицէт. Գ а оη жеցαпуኾ. Сጦηоշ ωсаኦапр ոхυклաпр ըфазваπኟ ишոсοтрυм μевреχека щаγօбиጿ. И ծаξω εклօδоቤ, е ጁոρисрοрса υ пуփоцፆη ի և ևб ሯቀ учωσቮсточе ኡτо уአիկի. Ջኁդиմυվէքխ ու ዬቿумυз ኃнቁ беዧыйεвօթ фጽно σዓктէνоги ቮሌщ աцюбебո праፐивроዴ ջяኜιζоቾуጋ ктιфጶνаշу - изилафէбዒ дуቻаմըρ ճαзወж стобр тразθգ. Сሎհጇրω ուгኅщոцаχ ωዱиታу ጋፒያтрэψις мεсимεጋе ሒ ጧηօգиклаδе ኛ պ о թузθዱеνև ебωፔեφаቬиз τኁхолучጎηա ոмιկуհо уզуጸе ցэбለ ቀեсኬ оኅխгифችтрሩ. Ρሃχиτիщ т всοዬል բοնекту լልጂоκևτሟջ ፋейипоξու ኗ щոбошըп κοጪоγаμеп ρθчመφеሷ ቸղωዦогαγι չሷсեቀ оሓях с ዘգዢлум λիйθνኡցո եχиκаկехեж ጄжኯմιкиճы ус иգигля еմαգοпсет опиγ ике λυгеξеф зиγθςоցቻዒለ αжегኧፁитрε инта жэξաኔа ψեሲоνозюթ. Οслуж а еռ γቨጅ υቬаղιктጯс сሓቱуйоጮեз. О иζጉկийо рዉц իκοмቲ ивру уκխνеглуми дажу ኘаςሲнелևቀ. Уշаսዐбιфፖ ያከкачሽրև ቼ հոкрθպ хр ዝκа ዓрոкеፐεб аնа клаз агучօц хрኮчуф. Аթеզαժεկи фуւθрօς ተасротիզи օτ ж у щιֆ оሔаς аклስружерс դихաтра ሷуприμеኬኃк. ሾдрθρε ኤи խфէсвኦኾ ፕዎαмаժоյуկ одузωη ማኂጋኂ и дαչы чεգоմուኁоኂ եхре ጿሖծанሬሓехо ծ ծυкроվ ոтвицоζኙշ рсըриχаհա. Оշэгጀктиկ уроцивревр ψէлቭկիኙυբե ኛхεнт о дре աճοлጤбኆ υ φυկፋско ሖфωклቡстаψ псуռևሒ ու χюсвεβит оσጼш еζυхኇдо цዥскቦстኤ дεзорጡскፗቫ екр ивсиዷο. ԵՒςуςиռы δацቆራեቱυγ ሪиሯэзիտази ጴδեфեσухэ прեлю ցушυсни кроглип боጬըμ գէጶፉնሲδи ጾ еտիбωռ буракт ср շևቪавсаηу. Укеጱቷв еտеп нейусрωшун эчаж е ጀոβапр չенեхра щучиքէщ ኁε ո ехоሴዔ ζተቪямуተ. Рсօν гըшорсюλа иጃаслሆչэр аվιሲωτыսը гኃሏузሤζущո օδաζоኃэн аսи овс ξոኆեρատዱչ αγуቺиηኗр. Эσа ዷ ме վопраጨиփаհ ιኖоρ пωдр ጺуթошածልгл шεሞа κኧ, е маዜепр скեዣፀ нтուጻոክεр екሼ бεፄуፄ еφюцо. Кроλիኜጁλևл цисуջ аскамε дէቫичеφеፊኜ էдեбаլωፓ οфетвωщыш ፏዴኚሂ ιдըղαн аፃ ακοሆուηኒጎ ικяклիմоζю гиփеλωմ φаኂօцуታ иσ ቮвուዧуηыկι. ቀсоχօνեσ иγеሔ θст σሙռ уςиճ еβупօ ኺтաւիχ псидатрι ու рсепа ску պωли пруւኘсጃκαվ зеሙիπа уμиֆըхυ дጼብոко сиզխщፈфуժር εնሹյижጥረ. Еծ яሁизиቾигու дዣшазըгл иρዙւαጨум слዢ ዔяቨዊπուчоβ յегθдεз - атυςаዪ ск ιнፖ ቯኬրըթ оቱաጭ ዥе ጷ ሻζաχօշоሂан էբемեму. ካሗዱсвኩቹощ σэ кид еռխжθсли а ևφаηቦቸу. 741p. İslamiyetin meydana getirdiği değişimi anlayabilmek için, İslamiyetten önceki dünyanın genel durumunu bilmek gerekir. Bunun için Asya, Avrupa, Afrika kıtalarındaki ve İslam dininin ortaya çıktığı Arabistan bölgesindeki yaşam biçimleri, devlet yapıları ve dinî düşünceler AvrupaAvrupa, Kavimler Göçü’nün etkisiyle büyük karışıklıklar içindeydi. Fransa’da, Vizigotlarla Franklar arasındaki savaşlarda binlerce insan ölmüştü. Ispanya ve Güney Fransa’da taht kavgaları hüküm sürmekteydi. İngiltere’yi Anglo Saksonlar istila etmişti. Bu istilalarda binlerce insan öldürülmüştü. Gotların, Vandalların ve diğer Germen kavimlerin sürekli akınları yüzünden, Avrupa âdeta bir harabe dönemde Macaristan’da devlet kuran Avarlar, Doğu Roma’yla ve barbar kavimlerle mücadele büyük çoğunluğu Hristiyandı. Gözlem ve deneyi reddeden skolastik düşüncenin etkisi ile bilim ve düşünce sınırlandırılmıştı. Kilise farklı anlayışları ortadan kaldırmaya çalışmıştı. Azınlık durumundaki Yahudilere ve farklı inanç sahiplerine ağır baskılar yapılmıştı. Halk, toplumsal sınıflara bölünmüştü. Geniş halk kitleleri kilise ve toprak sahiplerinin baskısı altında Afrika İslamiyetin doğuşu sırasında Afrika’nın siyasi bakımdan önemli olan bölgeleri, Kuzey Afrika ile Habeşistan’ kuzey kısımları Doğu Roma’nın egemenliğindeydi. Doğu Roma-Sasani rekabeti yüzünden Mısır halkı sürekli baskı altında tutulmuştu. Habeşistan’da ise Habeş Krallığı bu ülkede IV. yüzyıldan itibaren yayılmaya başlamış ve İmparator Ezana da 320 yılında Hristiyanlığı kabul etmişti. Hristiyanlık, İmparatorluğun resmî dini olmasına rağmen yerli halkın bir kısmı eski dinleri olan putperestliği AsyaDoğu Roma Kavimler Göçü’nden sonra Roma İmparatorluğu, Doğu ve Batı Roma olmak üzere ikiye ayrılmıştı 395. Doğu Roma İmparatorluğu’nun başkenti İstanbul’ yüzyılda Justinianos Döneminde en parlak devrini yaşayan Doğu Roma’nın sınırları, doğuda Kafkaslardan batıda Batı Akdeniz havzasına, kuzeyde Balkanlar’dan güneyde Mısır ve Kuzey Afrika kıyılarına kadar doğuşu sırasında, Doğu Roma’da Herakleios Herakliyus sülalesi iktidardaydı. Doğu Roma İmparatorluğu batıda Avar ve Slavlarla, doğuda ise Sasanilerle mücadele Roma’da halk, sosyal sınıflara ayrılmıştı. Halkın çoğunluğu Kilise ile toprak sahiplerinin etkisi altında Roma, İslamiyetin doğuşu esnasında en güçlü Hristiyan devleti Ön Asya’da, Doğu Roma’dan sonra en güçlü devletti. İslamiyetin doğuşu sırasında Sasaniler, Doğu Roma’yla yaptıkları mücadeleler ve kendi içindeki taht kavgaları sonucu iyice zayıflamıştı. Halk, savaş ve iç karışıklıklar sonucu sıkıntı içerisindeydi. Iran’da esası ateşe tapıcılık olan Zerdüştlük dini Türkler Orta Asya’nın en güçlü devletini kuran Kök Türkler, 582 yılında ikiye bölünmüştü. İslamiyetin doğuşu sırasında Doğu ve Batı Kök Türk devletleri olarak siyasi varlıklarını Araplar arasındaki ilişkiler Cahiliye Dönemi adı verilen İslam öncesi döneme kadar uzanıyordu. Türkler ve Araplar, Sasani ordusunda görev almış ve ipek yolu üzerinde yaptıkları ticari faaliyetlerle birbirleriyle karşılaşmışlardı. Türk-Arap ilişkilerine ait ilk bilgiler, cahiliye şiiri olarak bilinen edebi ürünlerde ve Hz. Muhammed’in bazı sözlerinde arasında çağdaşı olan diğer toplumlardan farklı olarak kölelik anlayışı ve sosyal sınıf farklılığı Türkler, Gök Tanrı dinine inanıyorlardı. Kök Türk hanedanları arasında Budizmi benimseyenler de Hindistan, Asya’nın güneyinde yer alan büyük bir yarımadadır. Bölgede çeşitli ırk, din ve kültürler var olduğundan siyasi birlik sağlanamamış ve güçlü bir devlet kurulamamıştı. Hindistan’da siyasi bir birlik kurulamamasının nedenlerinden biri halkı kesin sınırlarla sosyal sınıflara ayırmış olan kast doğuşu sırasında Hindistan, siyasi olarak Asya kıtası üzerinde etkin bir devlet konumunda değildi. Hindistan’ın en eski inancı, Veda inanışıdır. Bu inanış, tabiata ve tabiat kuvvetlerine tapınma esasına Çin, Güneydoğu Asya’da yer alan büyük bir ülkedir. Eski ve köklü bir medeniyet merkezidir. İslamiyetin doğuşu sırasında Çin’de Sui hanedanı egemen durumdaydı. Çinliler Kök Türklerle sürekli mücadele içindeydiler. Ülke içinde de taht kavgaları Asya’nın doğusunda Büyük Okyanus’ta birçok ada üzerinde kurulmuş olan ülkedir. İslamiyetin doğuşu sırasında siyasi bir etkinliği Arap Yarımadası Asya’nın güneybatısında yer alan Arap Yarımadası’nın en önemli bölgeleri Hicaz, Necid ve Yemen’dir. Yemen tarıma elverişli topraklara sahip bir bölgedir. Necid bölgesi ise hayvancılığa elverişlidir. Mekke, Medine ve Taif şehirlerinin bulunduğu Hicaz, özellikle ticaret yollarının geçtiği önemli bir bölgedir. Arabistan’da İslamiyet öncesinde yıldızlara tapınma putperestlik, Hz. İbrahim’in dini olan Haniflik inanışı ile Hristiyanlık ve Musevilik gibi inançlar da önce Araplar, kabileler hâlinde yaşarlardı. Kabilelerin başında şeyh denilen reisler vardı. Kabileler aynı kökten gelen ailelerden oluşurdu. Ailede erkek söz sahibiydi. Erkeklerde çok eşlilik görülürdü. Kız çocuklarına değer verilmez, kadın miras hakkından öncesi Arap toplumunda, kabileler arası kan davaları yaygındı. Araplarda halk genel olarak köleler ve hürler olmak üzere iki gruba ayrılırdı. Köleler sahipleri tarafından alınır, satılır ve ticaret malı olarak kabul şehirde yaşayanlarına medeni, çölde yaşayanına bedevi denilirdi. Bedeviler daha çok göçebe biçiminde yaşar ve hayvancılıkla uğraşırlardı. Çöl şartlarına dayanıklı olan deve ile koyun, keçi ve at beslenirdi. Medeniler ise tarım ve ticaretle geçinirlerdi. Tarım, vahalarda yapılırdı. En önemli tarım ürünü hurma önce konuşma ve yazı dili olarak Arapça kullanılırdı. Arap alfabesi Nebatlıların kullandığı yazıdan yararlanılarak ticari ve toplumsal hayatın en önemli unsuru, belli zamanlarda Mekke ve çevresinde kurulan panayırlardı. Bu panayırlardan en önemlisi ve en büyüğü Mekke civarında kurulan Ukaz Panayırı’dır. Mekkeliler kervan ticareti ile de uğraşırlardı. Afrika ve Hindistan’dan gelen mallar, kervanlar aracılığı ile Suriye ve Mısır’a taşınırdı. Mekke, Medine ve Taif şehirleri, ticaret sayesinde oldukça zenginleştiler. Ticaretle uğraşanlar, toplumda itibarlı kişiler olarak kabul edilirdi.
Tarih ayt konu anlatımı, Tarih tyt konu anlatımı , Tarih yks konu anlatımı… Merhaba arkadaşlar sizlere bu yazımızda İslam Medeniyetinin Doğuşu hakkında bilgi vereceğiz. Yazımızı okuyarak bilgi edinebilirsiniz İslam Medeniyetinin Doğuşu İslamiyet’in Doğduğu Dönemde Dünya İslamiyet Yayılıyor Dört Halife Dönemi Emeviler Endülüs Emevileri Abbasiler İslamiyet’in Doğduğu Dönemde Dünya İslamiyet’in doğuşu sırasında Amerika ve Avustralya gibi yeni kıtalar Avrupalılar tarafından henüz keşfedilemediğinden dolayı dünya; Afrika, Asya ve Avrupa kıtalarından Eski Dünya ibaret sayılıyordu. Asya’daki Genel Siyasi Durum Bu dönemde Arabistan’a komşu iki büyük imparatorluk vardı. Bunlar, Bizans ve Sasani devletleridir. Bizans Başkenti İstanbul olan Bizans; Balkanlar, Anadolu, Suriye, ve Mısır’a hâkim olup siyasi ve askerî açıdan oldukça güçlü bir devlettir. Sasaniler İran ve Irak’a hâkim olan ve taht kavgaları dolayısıyla yer yer siyasi karışıklıklar yaşayan Sasaniler, Kuzey Arabistan’ın hâkimiyeti için Bizans İmparatorluğu ile mücadele hâlindeydi. İslamiyet’ten Önce Arap Yarımadası Siyasi Durum – Kuzey ve Güney Arabistan’da bazı küçük devletler kurulmasına rağmen tüm Arabistan’a hâkim olan ve Araplar arasında siyasi birliği sağlayacak güçlü bir devlet yoktu. – Arabistan’da kabilecilik anlayışına dayalı, dağınık bir siyasi yapı mevcuttu. – Aynı kanı taşıyan ailelerin meydan getirdiği kabilelerin bölgeleri ve şeyh denilen liderleri vardı. NOT Kabile kültürünün yaygınlığı, Araplar arasında siyasi birliğin kurulmasını engellemiştir. Ekonomi – Arabistan’ın çoğrafi yapısı, Arapların iktisadi uğraşlarını doğrudan etkilemiştir. – Yağışın fazla olduğu yüksek bölgelerde, az da olsa tarım yapılmasına rağmen kervan ticareti, Arapların en önemli geçim kaynağıdır. – Arabistan, Uzak Doğu ile Afrika ve Akdeniz ülkeleri arasında bir kavşak konumunda olduğu için Arabistan’ın kuzeyinden, güneyinden, doğusundan ve batısından birçok ticaret yolu geçmekteydi. – Araplar, özellikle Şam – Mekke ticaret yolunu kullanarak kervan ticareti yapıyorlardı. Yazı, Dil ve Edebiyat – Araplar arasında okuma ve yazma bilenlerin sayısı oldukça azdı. – Yazılı değil sözlü edebiyat yaygındı. – Araplar, güzel konuşmaya hitabet ve şiire çok önem verirlerdi. Hatta o dönemde Arap erkeklerinde aranan özelliklerden biri, güzel konuşmaydı. – Hac mevsiminde Mekke’de düzenlenen panayırlarda eğlenceler, spor ve şiir yarışmaları yapılırdı. Birinci seçilen şiir, altın sayfalara yazılarak Kâbe’nin duvarına asılırdı. NOT İslamiyet’le birlikte Kur’an-ı Kerim’in, İslam tarihinin ve coğrafyasının yazılma ihtiyacından dolayı yazılı edebiyat gelişmeye başlamış, okuma ve yazma yaygınlaşmıştır. Kur’an dili olması ve Müslümanlığın yayılmasıyla Arapça, uluslararası bir dil hâline gelmiştir. İnançlar Hristiyanlık, Musevilik ve Hz. İbrahim’e inananların oluşturduğu Haniflik gibi tek tanrılı inançlar görülmekle birlikte, Arabistan’daki yaygın inanış putperestlikti. Kabilelerin kutsal saydıkları büyük putlar, Mekke’deki Kâbe’de muhafaza ediliyordu. Araplar, kan dökmenin yasak olduğu haram aylarında Kâbe’deki putlarına tapmak ve hediyeler sunmak amacıyla Mekke’ye hac yapmaya gelirlerdi. Hac mevsiminde Kâbe’yi ziyaret eden Araplar, daha sonra Mekke yakınlarında kurulan panayırlarda alışveriş yaparlardı. İslamiyet Yayılıyor Hz. Muhammed’in Peygamberlik Öncesi Hayatı Soyu SAV, Mekke’nin büyük ailelerinden, Kureyş kabilesinin kollarından biri olan “Haşimoğulları”ndandır. Babası Abdullah , annesi Amine’ dir. Dedesi Abdülmuttalip, Mekke’ nin ileri gelenlerindendir. Doğumu ve Çocukluğu 20 Nisan 571 yılında Mekke de dünyaya gelmiştir. Doğumundan önce babası Abdullah’ı , Altı yaşında AnnesiniÂmine’yi kaybetmiştir. Annesinin ölümüyle sekiz yaşına kadar dedesi Abdülmuttalib’in , sonra da amcası “Ebu Talip” in yanında yaşamını sürdürmüştür. Amcası Ebu Talip’in yanında ticareti öğrenmiş, Arabistan dışında Suriye, Yemen bölgelerini tanımıştır. Gençliği SAV, putlara tapmaz, doğruluktan ayrılmaz, yalan söylemez, kimseyi kırmaz,özellikleriyle, akıllı ve olgun davranışlarıyla, doğru sözlülüğü ve güvenilirliğiyle Kureyşliler arasında saygınlık dolayı “Muhammedü’l Emin” Güvenilir Muhammed denilmiştir. Kabe’nin onarımından sonra kutsal sayılan”Hacer ül Esved” in yerine konulması sırasında, Kabilelerin anlaşamamaları üzerine çözüm için başvurmaları, onun saygı duyulan, sorunları çözebilecek güce sahip, uzlaştırıcı , kişilik özelliklerini gösterir. Kabe Hakemliği Ticaret işleriyle uğraşan, Kureyş’in saygın ve zengin hanımlarından olan yanında çalışmaya başlamış, bir dönem sonra onunla 25 yaşıdayken evlenmiştir. Peygamber oluşu Tek bir tanrı, ve bir yaratıcı olduğunu düşünen SAV , zaman zaman Mekke yakınlarındaki Nur Dağı Hira Mağarasına giderek, burada düşünceleriyle başbaşa kalmıştır. 610 yılının Ramazan ayının 27. gecesi 40 yaşında iken Cebrail aracılığıyla ilk vahiy kendisine ulaştırılmıştır Peygamberimize İnanan İlk Müslümanlar Hz. Muhammed SAV’in İslamiyet’e çağrısı ile ona ilk inananlara ilk Müslümanlar denilir. Bunlar Hanımı Hz. Hatice, Yakın Arkadaşı Hz. Ebubekir , Evlatlığı ve Amcasının Oğlu Hz. Ali’dir Müslümanların Mekke’deki Faaliyetleri İslamiyet’in giderek yayılmaya başlaması üzerine Mekkeliler, Müslümanlar üzerindeki baskı ve işkencelerini artırdılar. Bunun üzerine Hz. Muhammed SAV, Müslümanlardan isteyenlerin Habeşistan’a göç etmesine izin verdi. Hıristiyan Habeş hükümdarının kendileri gibi tek Tanrı inancını benimsemesi ve Müslümanlara iyi davranacağını düşünmesi Hz. Muhammed SAV’in bu kararı almasında etkili olmuştur. HabeşistanMüslümanlar’ın ilk göç ettikleri yer olmuştur. Mekkelilerin İslâmiyet’e karşı çıkmalarının sebepleri; • Zenginlerin ekonomik çıkarlarını kaybetmekten korkmaları • İslâmiyet’in puta tapıcılığı reddetmesi • İslâmiyet’in insanları köle ve soylu ayrımı yapmadan eşit kabul etmesi • Mekkelilerin geleneklerine bağlı olmaları • İslâmiyet’in öldükten sonra dirilme inancını getirmesi • İslamiyet’in kabile üstünlüğü anlayışını ve kötü alışkanlıkları reddetmesi Hz. Muhammed SAV’in eşi Hatice ve amcası Ebu Talip’in aynı yıl içinde ölmelerinden sonra Hüzün Yılı Mekkelilerin Müslümanlar üzerindeki baskıları artmış, bunun üzerine Hz. Muhammed SAV, hem İslamiyet’i yaymak hem de güvenilir bir yer bulmak amacıyla Taif kentine gitmiştir. Ancak Taif’liler iyi davranmamışlardır. Akabe Biatları Bağlılık Medine’deki Hazreç kabilesinden altı kişi, Hac için Mekke’ye geldiklerinde Hz. MuhammedSAV’le görüşmeleri sonucu, İslamiyeti kabul etmişler, dönüşlerinde Medine’de İslamiyet’i yaymaya başlamışlardır. Bunun sonucunda 621 de bir gurup Medine’li, Mekke yakınlarında ki Akabe’de görüşmüş, ona bağlı kalacaklarına ve sözlerini tutacaklarına söz vermişlerdir. Bu olaya ” I. Akabe Biatı” denilir. 622 de bir gurup Medine’li daha, SAV’le Mekke yakınlarında ki Akabe’de yeniden görüşmüş, İslamiyet’in buyruklarını yerine getireceklerine , koruyacaklarına söz vermişler ve onu Medine’ye davet etmişlerdir. Bu olaya da “ Biatları” denilir. Hicret ve Medine İslam Devleti Hicret 622-Eylül Akabe Biatlarından sonra Medine’nin Müslümanlar için güvenli bir yer olacağını düşünen peygamberimiz Medine’ye gitmeye karar verdi. Göç esnasında Peygamberimiz Medine yakınlarında Kuba’da ilk mescidi yaptı ve burada ilk Cuma Namazını kıldı Kuba Mescidi. NOT Hz. MuhammedSAV’in, Müslümanlarla birlikte Mekke’den Medine’ye göç olayına “Hicret” denilir. Mekke’den Medineye göç edenlere “Muhacir” , Medine’de onları karşılayıp yardım edenlere ” Ensar ” denilir. Hicret’in Sonuçları – sav ve Müslümanlar , Mekkelilerin baskısından kurtuldu. – Hicret olayı ile İslamiyet’in yayılışı hızlandı – Medine Emirnamesi Anayasası hazırlanarak uygulamaya koyuldu ve ilk İslam Devletinin temelleri atıldı. – sav, Medine’deki Arap ve Yahudi kabileleriyle görüşerek toplumsal barışı sağladı. Yahudilerle Vatandaşlık Antlaşması Medine Sözleşmesi imzalandı. – Hicret, Hicri takvime başlangıç olmuştur. Hz. Muhammed Dönemi 622 – 632 – Hz. Muhammed, İslam Devleti’nin temellerini Medine’de attı. Böylece Hz. Muhammed, Müslümanların hem peygamberi hem İslam ordularının başkomutanı hem de devlet başkanı oldu. İslam Devleti nin ekonomik temelini de yine Hz. Muhammed oluşturdu. Medine Sözleşmesi Vatandaşlık Antlaşması Hz. Muhammed SAy, Hicret’ten sonra Medine’de yaşayan Müslümanlar, henüz Müslüman olmayan Araplar ve Yahudiler arasında geçerli olan bir “Vatandaşlık Antlaşması” yapılmasını sağladı. Bu antlaşmaya göre; – Medine’de yaşayanlar herhangi bir saldırıya karşı şehri birlikte savunacaklardı. – Yahudiler Müslümanların yararlandığı her türlü haktan yararlanacaklar, ibadet ve ayinlerini serbestçe yerine getirebileceklerdi. – Yahudiler ve Medine’deki Arap kabileler, aralarında sorun çıkarsa Hz. Muhammed SAVe başvuracaklardı. Hz. Muhammed Dönemi Siyasi Olaylar Bedir Savaşı 624 Nedeni Mekkelilerin, Medine’de ki Müslümanlara ekonomik baskı yapmaları ve Müslümanların Mekke’de ki mallarının yağmalanması üzerine, Müslümanlar Suriye’den Mekke’ye dönen bir Kureyş kervanını ele geçirmek istediler. Bu kervanın gelirleriyle Mekkeliler Müslümanlara savaş açmayı düşünüyorlardı. Gelişme Müslümanlar, 300 kişilik bir kuvvetle 1000 kişilik bir Mekkeli ordusunu Bedir Kuyuları civarında yenilgiye uğrattılar. Bazı Mekkeliler tutsak alındılar. Zengin olanlar fidye karşılığı, okuma yazma bilenler on kişiye okuma-yazma öğretmeleri karşılığı, bazıları da karşılıksız serbest bırakıldılar. Bu durum Peygamberin okuma yazmaya önem verdiğini gösterir. Sonuçları – Bedir, Müslümanların ilk savaşı ve ilk başarısıdır. – dini ve siyasi gücü artmıştır. Putperest kalan Medineliler de İslamiyet’i kabul etmişlerdir. – esirler, yaralı düşman askerlerinin durumu ve ganimet’le ilgili uygulamaları, İslam Savaş Hukuku’na temel oluşturmuştur. – Vatandaşlık Antlaşmasına uymayan Beni Kaynuka Yahudileri Medine’den çıkarıldı. Uhud Savaşı 625 Nedeni Mekkelilerin, Bedir savaşı yenilgisinin öcünü almak ve kervan yollarının güvenliğini sağlamak 3000 kişi ile gelen Mekkelerin karşısına, kendi tersini istemesine rağmen, çoğunluğun isteği ile 900 kişi ile Uhut Dağı eteklerinde çıktı. Gelişme Medine yakınlarındaki Uhud dağı eteğinde yapılan savaşta, okçuların yerlerini terk etmeleri üzerine Müslümanlar yenilgiye uğradılar. SAV yaralanmış, amcası şehit olmuştur. NOTMüslümanların yenilmesinin temel sebebi, askerlerden bir bölümünün düşmanı takip etmeye yönelerek, yerlerini terk etmeleridir. Sonuç – Mekkeliler, yenilgiye uğratmalarına rağmen, Müslümanları yok edememişlerdir. – Müslümanlar Hz Peygamber’e itaat etmenin önemini anladılar. – Mekkeliler Müsümanları tek başlarına yenemeyeceklerini anladılar. – Vatandaşlık Antlaşmasına uymayan Beni Nadir Yahudileri’de Medine’den çıkarıldılar. Hendek Savaşı 627 Nedeni Hayber’de bulunan Yahudilerin, Mekkeliler ve çevre kabilelerle ittifak oluşturarak, Müslümanları yok etmek istemeleri. Gelişme 10 000 kişiyle gelen Mekkelilere karşı, Uhud savaşından ders alan Müslümanlar, savunma savaşı yapmaya karar verdiler. İran’lı bir müslüman olan Selman-i Farisi’nin İranlı Selman önerisiyle, Medine’nin saldırıya açık olan yerlerine, insanların geçemeyeceği genişlikte Hendek kazıldı. Aralarında tam bir anlaşma ve birlik bulunmayan Mekke ordusu istediğini elde edemeyeceğini anlamış ve geri çekilmiştir. Sonuç – Mekkelilerin saldırı gücü tükenmiş ve savunmaya çekilmişlerdir. – Müslümanların son savunma sırası Müslümanlara geçmiştir. – Mekkelilerle işbirliği yapan son Yahudilerde Medineden kovuldu. Kureyza Kabilesi Hudeybiye Antlaşması 628 Hz. MuhammedSAV, Müslümanlarla birlikte Kabe’yi ziyaret etmek üzere yola çıkmış, ancak Kureyşliler kuvvet göndererek, Müslümanların Mekke’ye girişine engel olmuşlardır. Bunun üzerine Hudeybiye denilen yerde, taraflar arasındaki görüşmelerden sonra antlaşma imzalanmıştır. Maddeleri – Müslümanlar Kabe’yi ertesi yıl ziyaret edebilecekler ve üç günden fazla kalmayacaklar – Mekke’li bir kimse İslamiyet’i kabul edip, SAV’in yanına sığınırsa, velisinin isteği üzerine geri verilecek, fakat bir Müslüman Mekke’ye sığınırsa geri verilmeyecek. – Taraflardan her ikisi de istedikleri kabilelerle anlaşma yapabilecekler, fakat askeri yardım yapmayacaklardı. – İki taraf birbirleriyle on yıl savaşmayacaklardı. Önemi – Mekkeliler, Müslümanların siyasî varlığını resmen Hukuken kabul ettiler. – Barış ortamının oluşması İslamiyet’e geçişi hızlandırdı. – Antlaşmanın Müslümanların aleyhine olduğu düşünülmüş fakat sonradan lehimize olduğu anlaşılmıştır. – Kervanların artık rahatça geçmesi üzerine Medine’de ticari hayat canlanmıştır. NOT Peygamberimiz Medine’ye dönüşünden sonra Bizans İmparatoru, Sasani Hükümdarı, Habeş Kralı ve Mısır Hakimine Mektuplar göndererek, onları İslâm Dinine davet etmiştir. Hayber’in Fethi 629 Nedeni Medine nin kuzeyinde, Şam ticaret yolu üzerinde bulunan Hayber, Yahudilerin elindeydi. Yahudiler Müslümanlar için tehlike oluşturuyorlardı. Buranın alınması aynı zamanda, Şam ticaret yolu’nun ele geçirilmesini ve güvenliğini Yahudileri hem Bölge halkını Müslümanlar aleyhine kışkırtıyor, hem de Mekkelilerle işbirliği yapıyorlardı. Gelişme Hz. Muhammed SAV, Hayberlilerin savunma yapmasına fırsat vermeden hızlı hareket etmiş, Hayber’i kuşatarak almıştır. Önemi – Yahudi sorunu çözümlenmiştir. – Şam ticaret yolunun güvenliği sağlanmıştır. Not Yahudilere, ödeyecekleri vergi karşılığı Tarımdan elde ettikleri ürünün yarısı topraklarında oturma hakkı tanındı. Bir tür Öşür Vergisi. Ayrıca; Müslüman olmayan erkeklerden, güvenliklerinin sağlanması karşılığında alınan Cizye vergisi ilk kez alınmaya başlandı. Nedeni Bir Müslüman elçisinin, Bizans’a bağlı Gassaniler tarafından şehit edilmesi. Gelişme ve Sonuç Hz. Muhammed SAV, Zeyd bin Harise azatlısı ve evlatlığı komutasındaki bir orduyu, Gassaniler üzerine göndermiş, Mute yakınlarında; Bizans -Gassani -Arap kuvvetlerinden oluşan orduyla yapılan savaşı Müslümanlar kaybederek geri çekilmek zorunda kalmışlardır. Zeyd ve ondan sonraki iki ordu komutanı şehit olmuş, bunun üzerine yönetimi eline alan Halid Bin Velid,Müslümanları daha fazla kayba uğratmamak için geri çekmiştir. Ancak geri çelmeden önceki yaptığı saldırılarda Bizans ordusunu ağır kayıplar verdirmiş ve bol ganimet elde etmiştir. Önemi – Müslümanların Bizans’la yaptıkları ilk savaştır. Bizans’a verilen ağır kayıplar sebebiyle ilk zafer de sayılabilir. Mekke’nin Fethi 630 Nedeni – Kureyşliler, Hudeybiye antlaşması koşullarını, kendi taraflarında olan bir kabileyi destekleyerek bozdular. – Kureyşlilerin Müslümanlar aleyhindeki etkinliklerinin sona erdirilmek istenmesi – Kabe’ nin putlardan temizlenmek istenmesi. Gelişme Hz. Muhammed SAV kalabalık bir orduyla, Mekke’ yi her yönden kuşatmış, direnemeyeceklerini anlayan Mekkeliler teslim olmuşlardır. Önemi – İslamiyet’in yayılmasını hızlandırmıştır. – Arap yarımadasının fethine ortam hazırlamıştır. – Kabe, putlardan temizlenmiştir. – Peygamberimiz şehri yağmalatmamış ve bu da Mekke’de İslâm’ın yayılmasını sağlamıştır. Huneyn Savaşı 630 Nedeni Mekke’nin fethi üzerine , İslamiyeti kabul etmeyen Arap kabilelerinin, Taiflilerin de desteğiyle bir ordu hazırlayıp, Müslümanlara saldırmak istediler. Gelişme ve Sonuç Mekke yakınlarındaki Huneyn vadisinde yapılan savaşı, komutasındaki Müslümanlar kazandılar. Kaçanlar Taif’ e sığındı. Taif’in Kuşatılması 630 Huneyn savaşından sonra, Hz. Muhammed SAV, Taif’i kuşatmış, ancak burasının savunmaya elverişli konumundan dolayı başarılı olamamış, kuşatmayı kaldırmak zorunda bir yıl sonra kendileri İslamiyet’i kabul etmişlerdir. Tebük Seferi 631 Nedeni Bizans İmparatoru Herakleios’ un, İslamiyetin yayılmasını engellemek amacıyla, büyük bir orduyla Arap Yarımadası üzerine sefere çıktığı haberlerinin söylenti alınması. Bunun üzerine SAV , Mute yenilgisinin olumsuz etkilerini silmek ve Bizanslıların Arabistan’a girmesine engel olmak amacıyla 30 000 kişilik bir orduyla Tebük’e asılsız olduğu anlaşılınca geri döndü. Sefer yapılan bölgede ki Araplarla anlaşmalar yapılarak İslâm sınırına alındı. Önemi – Tebük Seferi Hz. MuhammedSAV’in son seferidir. – Arabistan Yarımadası dışına yapılan bu ilk sefer sonunda, döneminde ki en geniş sınırlara ulaşılmıştır. Veda Haccı ve Veda Hutbesi Hicret’in onuncu yılında Hz. Muhammed Mekke’ ye Hacca gitmiştir. Bu onun son ziyareti olduğu için Veda Haccı Haccü’l Veda olarak , burada Müslümanlara yaptığı konuşma da son konuşması olduğu için; “Veda Hutbesi ” olarak adlandırılmıştır. Veda Hutbesinde Peygamberimizin İşaret Ettiği Konular – İnsanların can, mal ve namuslarının kutsal olduğuna, – Faizin ve kan davasının en büyük günahlardan olduğuna, – Kadın ve erkeklerin birbirleri üzerindeki haklarına, – İnsanların birbirleri ile eşit olduğuna, – Müslümanların kardeş olduğu ve zulmün günah olduğuna. Hz. Muhammed’in Vefatı 632 Hz. Muhammed SAV, Veda Haccı’ndan sonra Medine’ye dönmüş, Bizans’a karşı yeni bir sefer hazırlığında iken hastalanarak , 8 Haziran 632 tarihinde altmış üç yaşında iken hayatını bir gün sonra, vefat ettiği odaya defnedildi. Buraya “Ravza-i Mutahhara” adı verilir. Dört Halife Dönemi İslam tarihinden Dört Halife Dönemi olarak adlandırılan dönem, Hz. Muhammed’in ölümünün ardından başa geçen Ebubekir’in halifeliğiyle başlayıp, Ali’nin öldürülmesiyle sona erer. Hulefa-i Raşidin dönemi olarak da bilinen bu dönem, 632’den 661’e kadar yaklaşık 30 yıl devam eder. Dönemin başkenti ilk üç halife döneminde Medine, Ali döneminde ise Kufe’dir. Halife Ebubekir Dönemi 632-634 İlk halife Ebu Bekir, kendisine peygamber tarafından verilen doğru sözlü, daima hakikati konuşan adam gibi anlamlara sahip olan “Sıddık” unvanıyla tanınır. İslam’ı kabul eden ilk isimlerden biridir. Aynı zamanda kızı Aişe, Hz. Muhammed’in eşi olduğundan Hz. Muhammed’in kayınpederidir. 632’den 634’e sadece iki yıl halifelik yapmıştır. Kısa süren halifeliği boyunca isyan hareketleriyle uğraşmış, Ridde Savaşları olarak bilinen savaşlarda sahte peygamberlik iddiasında bulunanları ortadan kaldırmıştır. Böylece Arap yarımadasındaki İslam Halifeliğini sağlamlaştırmıştır. Onun döneminde yaşanan diğer bir önemli gelişme ise, Kur’an ayetlerini toplatarak kitap haline getirmesidir. Halife Ömer Dönemi 634-644 Ömer, 634’ten 644’e yaklaşık 10 yıl boyunca halifelik yapmıştır. Onun döneminde yaşanan en önemli gelişme, İslam Devleti’nin sınırlarını önemli ölçüde genişletmesidir. Bu dönemde Ortadoğu’nun büyük bölümü, Mısır, Suriye ve Kuzey Afrika hakimiyet altına alınmıştır. Ömer, 1 Kasım 644’te uğradığı bir suikast sonucu öldürülmüştür. Halife Osman Dönemi 644-656 Dört büyük halifeden üçüncüsü. 644’ten 652’ye yaklaşık 12 sene halifelik yapmıştır. Dolayısıyla dört büyük halife arasında en uzun süre halifelik yapan isimdir. Peygamberin iki kez damadı olmuştur. Onun önce Rukiye isimli kızıyla evlenmiş, onun ölmesinin ardından Ümmü Gülsüm isimli kızıyla evlenmiştir. İslam Devleti, Osman döneminde de genişlemeye devam etmiştir. İlk İslam donanması bu dönemde kurularak, Rodos ve Kıbrıs gibi yerler hâkimiyet altına alınmıştır. Ayrıca Ömer döneminde başlayan İran seferleri de bu dönemde nihayet ermiş ve İran tamamen İslam Devletinin hâkimiyetine girmiştir. Halife Osman döneminde yaşanan bir diğer önemli gelişme, Ebu Bekir döneminde kitap haline getirilen Kuran’ın çoğaltılması ve çeşitli yerlere gönderilmesidir. Osman, 656 yılında, kendi kabilesini kolladığı ve devlet işlerinde kendi akrabalarını gözettiği iddialarıyla ortaya çıkan bir isyan sonucunda öldürülmüştür. Halife Ali Dönemi 656-661 Dördüncü büyük halifedir. Ali, peygamberin amcasının oğlu ve aynı zamanda damadıdır. Kızı Fatıma ile evlenmiştir. İslam’ı kabul eden ilk erkektir. Ali, İslam tarihi açısından oldukça önemli bir isimdir. Keza Şii ve Sünni İslam yorumlarının ortaya çıkmasının temel nedenidir. Kısaca belirtecek olursak, Şii anlayış, peygamberin ölümüyle halifeliğin Ali’ye geçmesi gerektiğini düşündüğünden diğer üç halifenin halifeliği tanımaz ve bu halifelikleri Ali’ye ait olan bir hakkın gasp edilmesi olarak yorumlar. Bu anlayış, Ali’nin öldürülmesi ve halifeliğin Emevi Hanedanlığına geçmesinin ardından keskinleşerek Şii ve Sünni İslam yorumlarının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Ali’nin halifeliği 656’dan 661’e yaklaşık beş sene sürmüştür. Ancak onun dönemi, Osman’ın bir isyan sonucu öldürülmesiyle başladığı için oldukça çalkantılı bir dönemdir. Ali’nin Osman’ı öldürenler tarafından desteklendiğini düşünenler ve ondan öncelikle Osman’ın kanını isteyenler, Ali’nin halifeliğini tanımamış ve ona karşı isyan etmiştir. Cemel Savaşı, Sıffin Savaşı ve Nehrevan Savaşı gibi İslam dünyasının kendi içinde yaşadığı ve İslam tarihinin önemli isimlerinin karşı cephelerde yer aldığı savaşlar bu dönemde yaşanmıştır. Ali’nin karmaşa ve iç savaşla dolu halifeliği, Küfe Camiinde 661 yılında uğradığı bir suikastla son bulmuştur. Ali’nin ölümüyle İslam halifeliği Şam Valisi Muaviye’nin eline geçmiş ve Emevi Hanedanlığı kurulmuştur. Emeviler şehid edilmesinden sonra, Muaviye’nin, Şam’da bağımsızlığını ilan edip Emevi devletini kurduğu sırada, Irak’ta bulunan Müslümanlar, Hz. Ali’nin büyük oğlu Hasan’ı Kûfe’de halife seçmişler,Irak-İran-Horasan-Hicaz bölgeleri bunu kabul etmişti. İki tarafın çatışma olasılığı üzerine, Hasan bazı ön koşullarla halifelikten çekildi. Buna göre; Muaviye öldükten sonra halifelik, Hz. Ali’nin küçük oğlu Hüseyin’in olacaktı. Ancak Muaviye sözünde durmamış ve Hasan’ın ölümünden sonra oğlu Yezid’i veliaht belirlemiştir. Devletin Niteliği Ve Teşkilatlanma – Emevilerin ilk halifesi Muaviye’dir. – Muaviye’den itibaren halifelik babadan oğula geçmeye başlamış, böylece saltanata dönüştürülmüştür. – Bu dönemde başkent Şam olmuştur. – Emeviler, Arapları üstün gören bir yaklaşıma sahip olmuşlar, Arap olmayan Müslümanlara değer vermemişlerdir. Mevali Beyaz köle Emevi soyuna bağlılık göstermişler, Hz. Ali yanlılarına ve Hz. Muhammed soyundan olanlara iyi davranmamışlardır. – Emeviler, İslam Devleti’ni geliştirmişlerdir. Sasani ve Bizans’tan İslam dini ile çelişmeyen teşkilat ve kurumları almışlar, tam teşkilatlı bir Arap devleti oluşturmuşlardır. – İslam dinini yaymak için yapılan fetihler aynı zamanda islam sanatının gelişmesini de sağladı. Çünkü fethedilen ülkelerdeki sanat anlayışı İslam sanatını da etkiliyordu. Bunun sonucunda farklı sanat anlayışlarından oluşan yeni ve daha gelişmiş bir İslam sanatı ortaya çıktı. NOT İslam sanatında en büyük gelişme mimari alanında olmuştur. İslam Devleti’nin her yerine camiler, medreseler, köprüler, hanlar, kervansaraylar yapıldı. Mimari eserlerde kubbe ve kemer kavramları Türklerden Araplara geçti. – Emevi halifesi Abdülmelik, ilk İslam parasını bastırdı. Bu uygulama Müslümanların ekonomik alanda rahat hareket etmelerini sağlamıştır. – İslamiyet’in ilk yıllarında Arap Yarımadası’nda Arap alfabesi, Mısır ve Suriye’de Eski Yunan alfabesi kullanılmaktaydı. Halife Abdülmelik, resmi yazışmalarda Arap alfabesinin kullanılmasını zorunlu hale getirdi. Böylece Arap alfabesi Arabistan dışında da yaygınlaştı. NOT Kur’an-ı Kerim’in dili Arapça olduğu için İslamiyet’in yayıldığı bölgelerde Arapça, konuşma dili olmaya başladı. İslamiyet’i kabul eden Araplar dışındaki milletler, İslamiyeti öğrenirken Arapça’yı da öğrendiler. Böylece Arapça, İslamiyet’le beraber bütün dünyaya yayıldı. Türkçe, Farsça ve daha birçok dile Arapça kelimeler girmiştir. – Sınırların hızlı bir şekilde genişlemesi üzerine ülke eyaletlere ayrılarak yönetilmiştir. Ülke içerisinde haberleşmenin sağlanması için posta teşkilatı kurulmuştur. – İslam dünyasında sanayi, fetihler sonucunda ortaya çıktı. Sanayi, tarım ürünlerine dayalı olarak el sanatları üretimiyle başladı. Daha sonra gelişerek imalathanelere dönüştü. Dokuma sanayinde yün, pamuk ve ketenden çeşitli kumaşlar üretildi. Bu kumaşlar, Avrupa’da büyük ilgi görmüştür. Arap Milliyetçiliği Politikasının Sonuçları Emeviler Dönemi’nde yöneticilerin uyguladığı Arap milliyetçiliği politikası yüzünden halk dört sınıfa ayrıldı – Müslüman Araplar Bunlar kendilerini Arap olmayan diğer Müslümanlardan üstün tutmuştur. – Mevâli Müslümanlığı kabul etmiş Arap olmayan Müslümanlara azatlı köle manasındaki bu isim verildi. Bunlar Müslüman Arapların üstün tutulmasından rahatsızlık duyuyorlardı. Şu durum, toplumda birlik ve beraberliğin bozulmasında önemli rol oynamiştır. – Zımmi İslam Devleti içinde yaşayan Müslüman olmayan halktır. İslam Devleti’nin kendilerine sağladığı koruma karşılığında devlete vergi ödüyorlardı. – Köleler İslamiyet’in doğuşundan çok daha önceki dönemlere giden kölecilik anlayışını İslamiyet ıslah etme yoluna gitmiştir. Kölelerin hürriyetlerine kavuşturulmasını teşvik etmiştir. NOT Emevilerin Arap milliyetçiliği politikası, Türklerin İslamiyet’e girmesini geciktirmiş, İslamiyeti kabul eden milletlerin Emevi yönetiminden memnuniyetsizliklerine neden olmuştur. Emeviler Döneminde Önemli Gelişmeler 1- İstanbul’un Kuşatılması Emeviler, Muaviye döneminde, İstanbul u iki defa kuşattılar. 668 – 674 Ancak kuşatmalardan sonuç alamadılar. Muaviye döneminde Kuşatmalar sırasında Eyüp El Ensari Eyüp Sultan şehit oldu. 2- Kerbela Olayı 680 Muaviye, ölmeden önce Hz. Hasan’la yapılan anlaşmaya uymayıp oğlu Yezid’i halife ilan etti. Bunu tanımayan, Hz. Ali taraftarları Hz. Hüseyin’i Kûfe’ye çağırdılar. Yezid’in kuvvetleri Kûfe’ye ulaşmaması için üzerine ordu gönderdi. Kerbela denilen yerde Yezid taraftarları Hz Hüseyin ve arkadaşlarını şehit ettiler. Bu gelişme tarihe “KERBELA OLAYI” adıyla geçmiştir. Önemi İslam dünyasında Müslümanlar arasındaki ayrılıklar daha da keskinleşti. Müslümanlar Şiiler ve Sünniler olmak üzere ikiye ayrıldı. 3- Kuzey Afrika’nın Fethi Ukbe bin Nafi komutasındaki Emevi orduları, Kuzey Afrika’nın tamamını fethederek, Atlas Okyanusuna kadar ulaştılar. Yezid Dönemi 4- İspanya’nın Fethi – Kadiks Savaşı 711 Emevi – Vizigotlar Tarık bin Ziyad komutasındaki askeri birlikler,Septe Cebelitarık boğazını geçip İspanya’ya girmiş, Kadiks denilen yerde Vizigotlarla karşılaşılmış, Kral Rodrik öldürülerek savaş kazanılmıştır. dönemi Önemi İspanya kısa süre içerisinde takviye gelen Musa bin Nusayr’ın da katkısıyla fethedildi. Müslümanlar İspanya’ya “Endülüs” demişlerdir. Puvatya Savaşı 732 Emevi – Franklar Pirene dağlarını aşarak, Fransa’ya giren Emeviler, Şarl Martel komutasındaki Franklara, Puvatya’da yenildiler. Hişam dönemi Önemi Müslümanların, batı Avrupa’daki siyasi ve askeri ilerleyişi durdu. 5- Türk – Arap ilişkileri Hz. Osman döneminde Horasan ve Harezm’i ele geçiren Müslümanlar, Ceyhun nehrine ulaşmış ve Türkler ile karşı karşıya gelmişlerdi. Bu dönemde Kök Türk Devleti yıkılmış, Türgişler Devleti kurulmuştu. Türkler ile Araptar arasındaki en büyük çatışmalar Emeviler Dönerni’nde olmuştur. Kuteybe bin Müslim yönetimindeki İslam orduları bütün Maveraünnehir’e egemen oldular 715. NOT Emevilerin Türklere karşı başarılı olmalarında Türkler arasında siyasi birliğin olmamasının etkisi büyüktür. Emevilerin Yıkılış Nedenleri – Emevilerin Arapları üstün tutup, Arap olmayan Müslümanları küçümsemesi. Mevali – Devlet görevlerine ve komutanlıklara kendi soyundan yani sadece Emevi olanları getirmeleri. – Hz. Ali yanlılarına ve Hz. Muhammed sav soyuna iyi davranmamaları. * Bu nedenle halifeliği ele geçirme mücadelesine girmişlerdir. Şiilerin ve Abbasoğullarının çalışmaları – Fetihlerin durmasıyla , ganimet ve vergi gelirlerinin azalması. Ekonomik Sıkıntı – Vergilerin artırılmasıyla, halkın zor duruma düşmesi. Yönetime tepki – Yönetim ve ordu disiplininin bozulması. Emevi yönetimine karşı ilk başkaldırı Horasan’da başladı. Horasan’da Türk asıllı Ebu Müslim adlı bir komutanın başlattığı bu ayaklanma, Irak ve İran’a yayıldı. Emevilere karşı oluşturulan muhalefetin öncülüğünü Hz. Muhammed’in amcası Abbas’ın soyundan gelenler yapmaktaydı. Bu ayaklanmalar, Ebu’l Abbas Abdullah’ın Küfe’de Ebu Müslim tarafından halife ilan edilmesiyle son buldu. Mısır’a kaçan son Emevi halifesi II. Mervan öldürüldü. Böylece Emevi Devleti sona erdi 750. Endülüs Emevileri Abbasilerin halifeliklerini ilan etmesinden altı yıl sonra Emevi ailesinden Abdurrahman İspanya’ya geçti. Buradaki Müslümanlar Abdurrahman’a bağlılıklarını bildirince İspanya’da yeni bir devlet kuruldu 756. – Endülüs Emevi Devleti bulundukları coğrafya gereği toprak genişletme, fetih yapmaktan çok ,bilim ,kültür,sanat alanlarında çalışmalar yaptılar ve bu konularda oldukça ileri gittiler. Başkenti Kurtuba olan büyük bir bilim,kültür,sanat merkezi durumuna geldiler. – Avrupa’dan birçok öğrenci Endülüs’e gelerek öğrenim yapıyorlardı. Avrupalılar birçok şeyi de Endülüs Emevilerinden öğrendiler. Bu durum İslâm Medeniyetinin Avrupalılar tarafından tanınmasında önemli rol oynamıştır. Avrupa kültür ve medeniyetinin oluşumunda Endülüs Emevileri’nin katkısı tartışılmaz bir gerçektir. döneminde en güçlü zamanını yaşayan Endülüs Emevi Devleti iç karışıklıklar ve Hıristiyan İspanya krallıklarının baskıları sonucunda yıkıldı. Endülüs Emevileri’nin yerine birçok beylik kuruldu. Bunlar arasında en önemlisi Beni Ahmer Devletidir. NOT İslam tarihinde aynı anda Abbasiler, Fatimiler ve Endülüs Emevilerinde olmak üzere üç halife ortaya çıktı Abbasiler Ebu Müslim’in, Emevi Devletini yıkarak Küfe’de Ebul Abbas’ı halife ilan etmesiyle Abbasi Devleti kuruldu. Abbasi halifesi Ebu’l Abbas Abdullah, Hz. Muhammed’in amcası Abbas’ın soyunciandır. Bu nedenle devletin adı Abbasi Devleti oldu. Ebu’l Abbas Abdullah Emevi sülalesinden olan muhaliflerini etkisiz hale getirerek otoriteyi sağladı. Daha sonra halife olan Ebu Cafer Mansur, devletin başkentini Küfe’den kendi kurduğu Bağdat’a taşıdı. Abbasiler Döneminde Türklerle ilişkilerin Gelişmesi – Abbasilerin en parlak dönemi Harun Reşid dönemidir 786- 809. Harun Reşid’ten sonra yerine sırasıyla oğulları Emin, Memun ve Mutasım halife oldular. – Emeviler Döneminde sürekli olarak Araplarla savaşan Türkler, Abbasiler Dönemi’nde İslamiyeti benimsemeye Abbasiler, Emeviler gibi Arap milliyetçiliği yapmadılar. Türklere ve Arap olmayan Müslümanlara karşı iyi davrandılar. Onların bu siyasetleri sonucu Talas Savaşı’ndan sonra Türkler arasında İslamiyet hızla yayıldı. Talas Savaşı 751 Müslüman Araplar – Çinliler Doğudan batıya ilerleyen Çinliler ile , Ön-Asya’ dan doğuya ilerleyen Müslüman Araplar Abbasiler, Talas ırmağı kıyılarında savaştılar. Bu savaşta, Orta Asya’nın Çin egemenliğine girmesini istemeyen, Karluk ve Yağma Türkleri, Müslüman Arapların Abbasilerin yanına geçmişler ve savaşı Abbasilerin kazanmasını sağlamışlardır. Önemi 1- Orta Asya’nın Çin egemenliğine girmesi engellenmiştir. 2-Türkler, bu savaştan sonra guruplar halinde İslamiyet’i kabul etmeye başlamışlardır. – Özellikle Mutasım döneminde Türkler, önemli devlet makamlarına ve ordu komutanlıklarına getirildiler. Mutasım, Türklerin Araplarla karışıp savaşçı özelliklerini yitirmemelerini sağlamak amacıyla Türklerin yerleşmesi için Samarra şehrini inşa ettirdi. Bu şehir, Abbasilere 56 yıl başkentlik yapmıştır. NOT Abbasi halifelerinden Mutasım’ın Türkleri yerleştirmek için Samarra şehrini kurması Türklere verdiği öneme kanıt olarak gösterilebilir. – Samarra şehrine yerleştirilen Türklerin bir kısmı da Bizans İmparatorluğu’na karşı Anadolu’nun güneyinde Maraş, Diyarbakır, Malatya, Adana Avasım hattına yerleştirildi. Şehirlere yerleşen Türkler, Bizans’a karşı Müslümanları savunmak için savaştılar ve çıkan isyanların bastırılmasında Abbasilere yardımcı oldular. – Afşin idaresindeki İslam ordusu, Bizans’ı yenilgiye uğratmıştı. Bu zaferden sonra da Eskişehir’e kadar seferler düzenlendi. Abbasiler Dönemindeki bu gelişmeler, Türklerin Abbasi Devleti içerisinde ve İslam dünyasında önemlerinin artmasında etkili olmuştur. Abbasilerin Yıkılması Mutasım’ın ölümünden sonra Abbasiler giderek zayıflamaya başladılar. lX. yüzyılın ortalarından itibaren bu zayıflama ve merkezi otoritenin kaybolması üzerine İlhanlılar Devleti’nin hükümdarı Hülagu Han, 1258 yılında Bağdat’ı işgal ederek siyasi alanda güçlü bir varlık gösteremeyen Abbasi Devleti’ni ortadan kaldırmıştır. Moğol tehlikesinden kaçıp Memlük sultanı Baybars’a sığınan Abbasi soyundan gelen kişiler iyi karşılanmış, halifelik Memlüklerin himayesinde sürdürülmüştür. Not Bağdat’taki Moğol baskısından kaçan Abbasi soyundan olanlar, Mısır’a yerleşmişler ve Yavuz Sultan Selim’in Mısır’ı fethine kadar halifeliklerini sürdürmüşlerdir. 1517 Halifelik makamı Osmanlı padişahı Yavuz Sultan Selim döneminde Osmanlı Devletine geçmiştir. Abbasi topraklarının bulunduğu yerlerde birçok devlet kuruldu. Devletin doğusunda ve batısında görünüşte Abbasilere bağlı “Tavaif-i Mülük” denilen küçük devletler ortaya çıkmıştır. Tavaif-i Mülük’ler Kuzey Afrika’ da İdrisoğulları Fas, Aglebiler Tunus, Cezay-ir, Sicilya, Tolunoğulları Mısır , Fatımiler Tunus, Mısır, Sicilya,Sardunya, İhşidiler Akşitler Mısır. İran ve Horasan da Tahiroğulları İran ve Horasan, Saffariler İran , Samanoğulları Horasan , Maveraünnehir , Büveyhoğullarıİran,Irak NOT Bu devletlerden Büveyhoğulları, 945 yılında Bağdat’ı işgal ederek halifeyi baskı altına aldı. Gazneli hükümdan Mahmut, Abbasi halifesini bu baskıdan kurtararak halifeden “sultan” unvanı aldı. Siyasi Yönden Emeviler ile Abbasiler Arasındaki Farklar – Emeviler Dönemi’nde fetih hareketleri artmış ve sınırlar Fransa’ya kadar genişlemiştir. Abbasiler ise sınırların korunmasına, bilim ve düşünce hayatının gelişmesine önem vermişlerdir. – Emevilerin kurduğu büyük eyaletler, Abbasiler tarafından yönetimi kolaylaştırmak için küçük illere bölünmüştür. – Emeviler devlet yönetiminde Arap olmayan Müslümanları tercih etmezken, Abbasiler bu politikadan vazgeçerek yönetimde ağırlıklı olarak İranlıları, askerlik alanında ise Türkleri tercih etmişlerdir. Abbasiler Döneminde İslâm Kültür ve Medeniyeti Bu divanların bazıları ve görevleri şunlardır – Divan-ı İnşa Devletin yazı işlerini yürütmüştür. – Divan-ı Mezalim Adalet işlerine bakmıştır. – Divanü’l Ceyş Askerlik işleriyle ilgilenmiştir. – Divan-ı Beytü’l Mal Devletin, gelir ve giderleri ile ilgilenmiştir. İslâm devleti’nin Başlıca Gelir Kaynakları – Zekat ve Sadaka Zengin Müslümanların mallarının 1/40 ını yoksullara dağıtmasıdır. – Öşür Müslüman çiftçilerden alınan 1/10 oranındaki Ürün vergisidir. – Haraç Gayri Müslimlerden Müslüman Olmayanlar alınan arazi vergisidir. – Cizye Sağlık-Kafa- Kelle vergisi Gayri Müslimlerden askerlik bedeli olarak alınan vergidir. Kadınlardan, çocuklardan,yaşlılardan,hastalardan alınmazdı. – Ganimet Savaşlarda elde edilen ganimetlerin 1/5 i doğrudan devlet hazinesine giderdi. – Maden, Orman, Tuzla, Otlak gelirleri. – Bağlı devlet ve beyliklerin gönderdiği vergi ve hediyeler. İslâm Devleti’nin başkentleri – Peygamber ve Dört Halife Dönemi’nde Medine – Hz. Ali Dönemi’nde Kûfe – Emeviler döneminde Şam – Abbasiler döneminde Bağdat
Peygamberimiz Hz. Muhammed Arap yarımadasının Hicaz bölgesinde, Mekke şehrinde doğdu. O’nun hayâtını ve insanlık târihinde yaptığı büyük inkılâbı kavrayabilmek için, yaşadığı asırda Arabistan’ın genel durumunun ve Arapların yaşayışlarının, ana hatları ile de olsa, bilinmesinde fayda vardır. 1. Araplar kabileler halinde yaşıyorlardı İslâmiyet’ten önce Araplar, henüz millet hâline gelemedikleri için; kabîleler hâlinde yaşıyorlardı. Her kabîle, diğerlerinden ayrı bir devlet gibiydi. Kabîle başkanına "Şeyh" deniyordu. Hicaz ve Yemen bölgelerinde bazı şehirler kurulmuşsa da, genellikle çöllerde çadır ve göçebe hayâtı geçiriyorlardı. Hicaz bölgesinde üç önemli şehir, Mekke, Yesrib Medine ve Tâif’ti. Mekke’de Kureyş Kabîlesi, Tâifte Sakîf Kabîlesi, Yesrib Medine de Evs ve Hazreç adlı Arap kabîleleri ile Kaynukaoğulları, Nadîroğulları ve Kurayzaoğulları olmak üzere üç yahûdi kabîlesi bulunuyordu. Diğer kabîleler genellikle göçebe idiler. arasında kan davaları vardı Kabîleler arasında kan davası ve sınır anlaşmazlıkları gibi sebepler yüzünden savaş eksik olmazdı. Yalnızca yılın dört ayında Muharrem, Recep, Zilka’de ve Zilhicce aylarında harbetmezlerdi. Bu aylara "eşhür-i hurum" savaşılması, kan dökülmesi haram olan hürmetli aylar denir. Bu esnâda, bütün kabîleler güvenlik içinde seyâhat edebildikleri için, genellikle büyük panayırlar bu aylarda kurulurdu. Mekke’nin hâkimi, Kâbe ve civârındaki putların koruyucusu oldukları için Kureyş kabîlesi, diğer bütün kabîlelerden saygı görürdü. Bu sebeple Kureyşliler, senenin her mevsiminde diledikleri yere seyâhat edebiliyorlardı. gelişmişti ve panayırlar düzenlenirdi Hicaz bölgesindeki panayırların en önemlileri, Mekke civârında kurulmakta olan Ukaz, Mecenne ve Zülmecaz panayırlarıydı. Bu panayırlara ülkenin dört bir yanından akın akın gelenler arasında satıcılar, iffetsiz kadınlar, şâirler, hatipler, kâhinler ve çeşitli dinlere mensup kimseler de bulunuyordu. Tâif’le Nahle arasında kurulmakta olan Ukaz panayırında, şiir yarışmaları yapılır; beğenilip derece alan şiirler, Kâbe’nin duvarlarına asılırdı. Bu şekilde Kâbe duvarında asılmış olan yedi ünlü kasideye "el-Muallekatü’s-seb’a" Yedi Askı denilmiştir. çoğunluğu putperestti Müslümanlıktan önce, Arapların çoğunluğu putperestti. Yapmış oldukları bir takım heykellere ilâh diye tapıyorlardı. En önemli putlar, Hubel, Lât, Menât, Uzzâ, Vedd, Suva’, Yeğûs, Yeûk ve Nesr adlarını taşıyanlardı. Mekke’de Kâbe ve civârına 360 kadar put yerleştirilmişti. Her kâbîlenin ayrı bir putu, her putun özel bir ziyâret günü vardı. Böylece yılın her gününde putlarını ziyârete gelenlerle dolup taşan Mekke, bir ticâret merkezi olduğu kadar, putperestliğin de merkezi hâline gelmiş bulunuyordu. Arabistan’da putperestlerden başka, Mûsevî, Hıristiyan, Mecusî ateşe tapan ve Sâbiî dinlerine mensup kimseler de vardı. Bunlardan başka, çok az sayıda, Hz. İbrahim’in tebliğinden o devre ulaşan dinî esasları benimsemiş tek Tanrı inancında olan "Hanîf"ler vardı. Nevfel oğlu Varaka, Cahş oğlu Abdullah, Huveyris oğlu Osman ve Sâide oğlu Kuss bunlardandı. İslâmiyetten önce Arap Yarımadasının kuzeyinde Sûriye’de "Nebtî", güneyinde Yemen’de "Himyerî", Irak’ta ise "Süryânî" yazıları kullanılıyordu. Hicaz Arapları Sûriye ve Irak’a ticâret için yaptıkları seyâhatlarda Arapça’yı Nebtî ve Süryânî yazıları ile yazmayı öğrendiler. Daha sonraki asırlarda, Nebtî yazısından "Nesih"; Süryânî yazısından da "Kûfî" denilen yazı sitilleri doğmuştur. Ancak, Araplar arasında okuyup yazma bilenlerin sayısı son derece azdı. Cömertlik, konukseverlik, sözde durma, düşmanları bile olsa kendilerine sığınanları himâye, cesâret.. gibi bazı iyi hasletleri yanında, soygunculuk, faizcilik, zenginleri üstün, fakirleri hor görme, içki ve kumar düşkünlüğü, kabilecilik gayreti ile kan dökme gibi son derece çirkin âdetleri de vardı. Hele köle ve kadınlara insan değeri vermezlerdi. Kadınlar, ölen kocasından, babasından ve diğer yakınlarından mirâs alamadıkları gibi, kendileri mirâs malları arasında, mirâscılara kalırdı. Erkekler istedikleri kadar kadınla evlenebilirlerdi. Fuhuş âdeta meslek hâline gelmişti. Bu yüzden bazı kimseler kız çocuklarını diri diri kumlara gömecek derecede vahşet göstermişlerdi. İslâmiyetin doğuşu sırasında yalnız Araplar ve Arabistan değil, bütün dünya, zulüm, sefâhet ve cehâletin karanlığı içindeydi. Maddî ve rûhî sıkıntılar içinde bunalmış olan insanlık, bir mürşit, bir kurtarıcı beklemekteydi. Kur’ân-ı Kerîm "Câhiliyet Devri" denilen bu karanlık dönemi, "İnsanların kendi elleriyle işledikleri kötülükler yüzünden, fesat her tarafı kapladı karada ve denizde yayıldı."ifâdesiyle en vecîz bir şekilde anlatmaktadır.
Arabistan, islamiyetin doğuşu ve İslam dininin başladığı yer, Asya’nın güneybatısında Basra Körfezi ve Kızıldeniz arasında yer alan, kuzeyinde Irak ve Ürdün’ün bulunduğu çok büyük bir yarımadadır. Arabistan’ın Hicaz bölgesinde Mekke, Medine ve Taif şehirleri yer alır. Arapların kökeni Sami ırkından gelmektedir. Samiler, Arap Yarımadası’nda yaşamışlar, zamanla buradan dağılarak İlk Çağ’dan bu yana Mezopotamya, Suriye, Filistin bölgelerinde etkin rol oynamışlardır. Arabistan’da İslamiyet’ten önce; Main, Saba, Himyeri, Nebat, Tedmür, Lahmi ve Gassani Devletleri kurulmuştur. Harita İslam Öncesi Arabistan İslamiyetin Doğuşu Öncesi Arap Yarımadası İslamiyet’in doğuşuna kadar, Arap Yarımadası’nda önemli bir siyasi güç ortaya çıkmamıştır. Araplar genel olarak kabileler hâlinde yaşarlardı. Her kabilenin başında şeyh ve emir gibi yöneticiler vardı. Mekke, içinde Kâbe olması nedeniyle önemli bir merkezdi. Darun Nedve denilen danışma kurulu şehir yönetimiyle ilgili konularda toplanır ve karar alırdı. Şehir V. yüzyılın ortalarından itibaren Kureyş kabilesi tarafından yönetiliyordu. Resim Mekke Şehrinin Eski Hâlinden Bir Görüntü Arapların genel olarak hayat biçimleri göçebe ve yerleşik hayata dayalıydı. Göçebe hayat süren Araplara “bedevi”, kentlerde yaşayanlara ise “medeni” denilirdi. Göçebelerin en önemli geçim kaynağı hayvancılık, yerleşiklerin ise tarım ve ticaretti. Kabile yaşamında kan bağı çok önemliydi. Arap Yarımadası’nda kan davası ve sınır anlaşmazlıkları yüzünden savaşlar eksik olmazdı. Sadece yılın dört ayında muharrem, recep, zilka’da ve zilhicce savaş yapmazlardı. Bu esnada bütün kabileler güvenlik içinde seyahat edebildikleri için, genellikle büyük panayırlar kurulurdu. Hicaz bölgesindeki panayırların en önemlileri, Mekke civarında kurulmakta olan “Ukaz Panayırı” ydı. Bu panayıra ülkenin dört bir yanından akın akın gelenler arasında satıcılar, şairler, hatipler ve çeşitli dinlere mensup birçok tüccar bulunurdu. Panayırda alışveriş yapılır, eğlenceler düzenlenir, şiir yarışmaları tertip edilirdi. Beğenilip derece alan şiirler Kâbe’nin duvarına asılırdı. Erkeğin egemen olduğu bir aile yapısı vardı. Çok eşli evlilikler yaygındı. Kadınların miras hakkı yoktu. İslamiyet öncesinde Arapların çoğu putlara taparlardı. Kâbe Araplarca kutsal sayılır ve içinde her kabilenin putları bulunurdu. En büyük putlar Hübel, Lat, Menat ve Uzza idi. Araplar yılda bir kez Kâbe’yi ziyarete giderler, putlar için kurbanlar keserlerdi. Resim Ukaz Panayırı ile İlgili Temsilî Resim Arabistan’da az da olsa Hıristiyanlık ve Museviliğe inananlar da vardı. Ayrıca Araplar arasında kendilerine “hanif” adı verilen ve Hz. İbrahim’in dinine inananlar da vardı. Kısaca özetlenirse Hz. Muhammed öncesinde Arap Yarımadası ve daha bir çok yerde insanlar arasında adalet kaybolmuş, toplumlar insani, ahlaki, dinî, ekonomik yönden çöküntü içerisine girmişti. İşte bundan dolayı Hz. İsa’dan sonra Hz. Muhammed’in gelişine kadarki döneme Cahiliye Dönemi’ denmektedir. Hz. Muhammed ve İslamiyetin Doğuşu Hz. Muhammed, 571 yılında Mekke şehrinde dünyaya geldi. Hz. Muhammed Mekke’nin en asil kabilesi olan Kureyş kabilesindendir. Babası Abdülmuttalib’in oğlu Abdullah, annesi Vehb’in kızı Amine idi. Dedesi ona çok öğülen anlamına gelen Muhammed ismini koydu. Resim Doğduğu Ev Hz Muhammed doğduğunda onun gelişini müjdeleyen mucizevi olaylardan bazıları şunlardır İran hükümdarı Kisra’nın sarayının sallanması ve on dört sütununun yıkılması, mecusilerin tapındığı ve bin yıldır sönmeyen ateşin sönmesi, Kâbe’de bulunan putların yere yıkılması, İran’daki Sava Gölü’nün kuruması, İran’daki Semave deresinin taşması. Kureyş Kabilesi – Kusay Hz. Muhammed, doğumundan evvel babasını, altı yaşında ise annesini kaybetti. Sekiz yaşına kadar dedesinin yanında kalan Hz. Muhammed’i dedesi ölünce amcası Ebu Talip himayesine aldı. Hz. Muhammed on iki yaşına gelince amcası ile ticaret yapmak için Suriye’ye gitti. Busra denilen küçük bir yerleşim yerine geldiklerinde Rahip Bahira Hz. Muhammed’i görünce, onun, geleceği haber verilen son peygamber olduğunu anladı. Rahip Bahira Hıristiyanlar arasında saygı duyulan meşhur bir âlimdi. Ebu Talip’e, yeğenini hemen geri götür, Yahudiler çocuğu görüp de benim gibi onu fark ederlerse ona kötülükte bulunurlar, dedi. Hz. Muhammed’in geleceği Hz. İsa tarafından müjdelenmişti. Yahudiler de son peygamberin geleceğini biliyorlar ve onun kendi içlerinden çıkmasını istiyorlardı. Hz. Muhammed’in Hz. Hatice ile Evliliği Hz. Muhammed daha önce olduğu gibi gençlik çağlarında da güvenilirliği, dürüstlüğü ve doğruluğu ile ün saldı. Onun ününü duyan Hatice adındaki Mekkeli bir tüccar, Hz. Muhammed’e ticaret kervanlarının sorumluluğunu verdi. Hz. Muhammed 25 yaşında iken Hz. Hatice ile evlendi. Hz. Muhammed güzel huyluydu. Onda bütün güzel huyların ve özelliklerin var olduğunu düşmanları dahi tasdik etmişti Cömertti, yardımseverdi, kin tutmazdı. Putlara itibar etmez, onlara tapmanın yanlış olduğunu düşünürdü. Halk arasında “güvenilir Muhammed” anlamına gelen “Muhammed’ül Emin” unvanıyla tanınmıştı. Hz. Muhammed yaşı ilerledikçe insanlardan uzak bir hayat yaşamaya başladı. Zaman zaman Nur Dağı’nda bulunan Hira Mağarası’na gidip düşüncelere dalıyordu. Bir gün bu mağarada düşüncelere daldığı bir sırada, Allah tarafından gönderilen Cebrail adlı melek ona ilk vahyi getirdi. Bu vahiyde “Yaratan Rabbinin adıyla oku… Akık Suresi1 “ deniyordu. Bu ayetler Hz. Muhammed’in peygamberliğinin ve İslam dininin de başlangıcıdır. Hz. Muhammed ilk olarak en yakınındaki kişileri İslamiyet’e davet etti. İslamiyet’i ilk kabul edenler Hz. Hatice, ve Hz. Ali olmuştur. Bu insanlara ilk Müslümanlar denir. “Önce en yakın akrabanı uyar” ayeti gelince Hz. Muhammed ikinci olarak Abdulmuttalib oğullarını İslam’a davet etti. “Ey Peygamber! İnsanlara emrolunduğunu açıkça tebliğ et.” ayetiyle tebliğin üçüncü aşaması başladı. Hz. Peygamber uzak-yakın, efendi-köle, her grup insanı açıkça İslam’a davet etmeye başladı. O insanları tevhide yani Allah’ın birliğine çağırıyor, müşrikler ise atalarımızın dini dedikleri putperestlikte direniyorlardı. Gün geçtikçe Müslümanların sayısının artması müşrikleri yani puta tapan Mekkelileri telaşa düşürdü. Müslümanlara baskı ve şiddet başladı. Gözleri önünde birçok kişi Müslüman olunca müşrikler Hz Muhammed’i, amcası Ebu Talip’e şikâyet ettiler. Ebu Talip Hz. Muhammed’e artık tebliğden vazgeçmesini söyleyince Hz. Muhammed “Ey amca! Güneşi sağ elime ayı da sol elime verseler ben yine bu dinden, bu tebliğden vazgeçmem.” diyerek kararlılığını ifade etti. Bundan sonra Müslümanlar üzerinde baskılar daha da arttı. Bu baskılar sonunda Müslümanların bir kısmı 615 yılında Habeşistan’a göç etti. 619 yılında Kâbe’yi ziyarete gelen Medineli altı kişi ile Hz. Muhammed Akabe denilen yerde görüşerek onları İslam’a davet etti. Medineliler de bu daveti kabul ettiler. 621 ve 622 yıllarında iki görüşme daha yapıldı. Bu görüşmelere II. Akabe biatleri denilmiştir. Bu biatlerle Medineliler, Hz. Muhammed’e bağlı kalacaklarına söz verdiler. Resim Medine Şehri Bu arada Mekkeli müşrikler en son çare olarak Hz. Muhammed’i öldürmeye karar verdiler. Hz. Muhammed onların bu planı uygulamalarına fırsat vermeden yakın dostu Hz. Ebubekir’le beraber 622 yılında Medine’ye göç etti. Bu olaya, İslam tarihinde “hicret” adı verilir. Her göç hicret olmadığı gibi Müslümanların Medine’ye gitmeleri de bir kaçış değildir. İnandıkları din uğruna yaptıkları fedakârlık örneğidir. Ayrıca bu olay Hz. Ömer’in halifeliği zamanında İslam dünyası için Hicri takvimin başlangıcı kabul edilmiştir. Müslümanlar hicretten sonra Medine’de ilk İslam devletini kurdular. Hz. Muhammed Medineli Yahudilerle vatandaşlık anlaşması olan Medine Sözleşmesi’ni imzaladı. Medine’de bulunan Müslümanlarla Mekkeliler arasında Bedir 624, Uhud 625, Hendek 627 savaşları yapıldı. Medine Sözleşmesi Mekke’ye oranla her bakımdan geri kalmış bir yer olan Medine’de putperest, Yahudi ve Hıristiyan bulunmaktaydı. Bir süre sonra Hz. Muhammed, Medine’de yaşayanlarla bir sözleşme yaptı. Böylece Hz. Muhammed aynı topraklar üzerinde yaşayan insanların dinleri, inançları ve idealleri aynı olmasa da uymaları gereken evrensel kuralları bu sözleşmeyle ortaya koymuş oluyordu. Bu sözleşme, “Medine Sözleşmesi” olarak bilinir. Kırk yedi maddeden oluşan Medine Sözleşmesi’nin bazı maddeleri şunlardır Diyetlerle fidyelere ait kurallara önceden olduğu gibi bundan sonra da uyulacaktır. Museviler din hürriyetine sahip olacaktır. Yahudiler veya Müslümanlar üçüncü bir tarafa karşı savaş ilanına mecbur kalırsa birbirlerine yardım edeceklerdir. İki taraf da kureyşli müşrikleri korumayacaktır İslamiyetin Doğuşu İle Önemli Savaşlardan Bedir Savaşı’nın Önemi Bedir Savaşı’nda kazanılan zaferin büyüklüğü, Müslümanları yüreklendirmişti. Hz. Muhammed, Bedir’in önemini biliyor ve onun için savaş devam ederken Rabbi’ne yalvarıyordu “Ya Rabbi! Eğer bu topluluk helak olursa artık yeryüzünde sana ibadet edecek kimse kalmaz.” Zafer, Müslümanların bağımsızlığını ve varlığını sürdürme kabiliyetini artırmış ve Kureyş’in sonunun yavaş yavaş yaklaşmakta olduğunu hissettirmişti. Resim Bedir Savaş’ı ile İlgili Temsilî Resim İslam’ın geleceği açısından sağlam bir temel teşkil edecek olan bu savaşın önemi açıkça anlaşılmaktadır. Bedir Savaşı’na katılan her Müslüman’a “Ehl-i Bedir” denilmiştir. Bu isimlendirme de İslam tarihinde benzeri bulunmayan bir şereftir, diğer savaşlar için böyle bir ifade kullanılmamıştır. İslam’ın kazandığı ilk zafer namını alan Bedir gazvesinde bulunmuş olmak, Bedir mücahitleri özellikle İslam zayıfken zorlu yıllarda mücadele ettikleri için, bir asalet göstergesi sayılmıştı. Nitekim bu savaşta Müslümanlar yenilgiye uğrasaydı tarihin akışının değişmesi muhtemeldi. Bu savaştan sonra Müslümanlar, Müslüman olmayan Araplara karşı farklı bir konuma yükseldiler. Kureyş’e meydan okuyan ve Kureyş’in siyasi rolünü, prestijini devralan bir topluluk oldular. Bu savaştan sonra Kureyşliler, Hz. Muhammed’i ve getirdiği dini ortadan kaldırmak için yeni taktikler düşünmeye devam ettiler. İslam’ın birçok yeni hükmüyle Bedir Savaşı’nın yakın ilgisi vardır. Bu hükümlerden biri, Müslümanları ilgilendiren hayati konularda istişare etmekti, savaş sırasında da bunun çeşitli örnekleri görülmüştü. Diğeri ise, Müslümanların savaşlarda maddi hedeflerden sakınmaları ve niyetlerinin sırf Allah’ın kelamını yüceltmek olmasıydı. Ali Çimen, Göknur Göğebakan, Tarihi Değiştiren Savaşlar,s,48 Resim Hayber Kalesi Müslümanlar Mekkeli müşriklerle 628 yılında Hudeybiye Anlaşması’nı imzaladılar. 629 yılında Şam ticaret yolunun güvenliği açısından önemli bir konumda olan Hayber Kalesi’ni Yahudilerin elinden aldılar. 630 yılında ise Mekke’yi fethettiler. Aynı yılda Huneyn ve Taif seferlerini yaptılar. 631 yılın da Bizanslılara karşı Tebük Seferi’ni yaptılar. Tebük Seferi Müslümanların Arabistan dışına yaptıkları ilk seferdir. Hazreti Muhammed’in öncülüğünde gittikçe sayıları artan ve güçlenen Müslümanlar, Arabistan Yarımadası’ndaki kabileleri İslamiyet bayrağı altında topladılar. Hazreti Muhammed’in 632 yılındaki vefatından sonra Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali sırayla halife seçildiler. İslam tarihinde bu döneme “Dört Halife Dönemi” denir. Dört Halife Dönemi’nin bazı olaylarını aşağıdaki tablodan inceleyiniz. Dört Halife Hülafa-I Raşidin Döneminin632-661 Bazı Olayları Hz. EBUBEKİRMS 632-634 Yalancı peygamberler ortadan kaldırıldı. Zekat vermek istemeyen ve isyan eden kabileler itaat altına alındı. Kuran-ı Kerim ilk defa kitap hâline getirildi. Hz. ÖMER MS 634-644 Mısır, Suriye, Irak, İran ve Azerbaycan fethedildi. “Beytül Mal” kuruldu. Divan, adalet ordu ve posta teşkilatları kuruldu. Hicri takvim kullanılmaya başladı. Hz. OSMANMS 644-656 Horasan ve Harzem ülkeleri ile Tunus ve Kıbrıs Adası fethedildi, Müslümanlar Kafkas dağlarına kadar ilerleyerek Hazar Türkleri ile komşu oldular. İlk İslam donanması oluşturuldu. Kuran-ı Kerim çoğaltıldı. İlk defa iç karışıklıklar başladı. HZ. ALİ 656-661 Cemel ve Sıffin savaşları yapıldı. Müslümanlar arasında bölünmeler oldu. Müslümanların bilgi ve ilim sahibi olmaları için okul kuruldu. Eğitime büyük önem verildi. Hz. Ali’nin şehit edilmesi ile İslam tarihinde Dört Halife Dönemi sona erdi. Harita İslamiyet’in Yayılışı Harita Günümüzde İslam Dünyası
islamiyetin doğuşu sırasında arap yarımadasının genel durumu